MANAVGAT YANGINININ GÖSTERDİKLERİ

Prof. Dr. Sabri TEKİR

SP Gn. Bşk. Yard.

 

Geçen hafta başında, önce Antalya – Manavgat’ta başlayan, daha sonra Muğla’dan itibaren tüm Akdeniz bölgesini kaplayan yüzlerce yangın olayı yaşadı ülkemiz. Muğla’dan itibaren K. Maraş ve Kayseri’ye kadar tüm Akdeniz kıyısı boyunca uzanan yangınlar kontrol edilmiş gibi görülmesine rağmen, yeni çıkanlarla devam etmekte ve ülke güvenliğine tehdit oluşturmaktadır.

Manavgat yangınının başlamasını müteakip Gn. Başkanımızın talimatı doğrultusunda, Genel Başkan Yardımcımız Şerafettin Kılıç ile beraber Cuma günü sabahleyin İzmir’den Antalya’ya hareket ettik. Antalya teşkilatımızla bir araya gelerek yangın alanına intikal ettik. Yangın alanında Tarım ve Orman Bakanımız sayın Bekir Pakdemirli ve Dışişleri Bakanımız sayın Mevlut Çavuşoğlu ve ekibi ile karşılaştık ve yangın mahallini birlikte gözlemleme imkanımız oldu.

Torosların iç kısımlarında Manavgat’a bağlı, florası ile mükemmel cennet yaylalarda yangınla birlikte ortaya çıkan acı tabloyu gözlemledik. Yerleşim yerlerinde yanan evleri ve evlerini, barklarını, hayvanlarını ve bahçelerini yitiren insanların çaresizliğini de gördük.

Yaşadığımız yangınlar ve bunların neden olduğu telafisi çok uzun zaman alacak kayıplar aslında kamu yönetiminde “öngörü yetersizliği”, “tedbir eksikliği”, “kamu hizmetlerinde önceliklendirme beceriksizliği”, “kamu harcamalarında disiplin, dengelilik ve yerindelik eksikliği”ninve “israf”ıntipik göstergeleri olarak kabul edilebilir. Tüm dünyada orman yangınlarının sürmekte olduğunu söyleyen iktidar, Akdeniz iklim kuşağında yer alan Türkiye’de de yangınların başlayabileceğini, bu konuda gerekli önlemlerin alınması gerektiğini düşünememiştir. The Economist ve The Time gibi dergilerin aylar öncesinden Türkiye dahil yangınların muhtemel yayılma alanlarını açıkça yazmış olmasına rağmen.

Başlangıcından beri şimdiye kadar bildiklerimiz yangın söndürme faaliyetlerine 3 Uçak ve şu kadar helikopterle başladığımız istikametinde idi. Fakat daha dün Tarım ve Orman Bakanımız tarafından yapılan konuşmadasöndürme faaliyetlerine sadece 1 (Bir) Uçak ile başlandığı bilgisi yer almıştır.

Halbuki, üç yıl önce meydana gelen İzmir – Seferihisar orman yangınından beri, ülke gündemini işgal eden bir tartışma söz konusu oldu. İlginçtir bu tartışma elan  inatla devam ettirilmektedir. THK’nun sahip olduğu yangın söndürme uçaklarının Bakanlık tarafından ısrarla görmemezlikten gelinmesi, kullanılmak istenmemesi. THK’nun 6’sı kullanılacak durumda, 3’ü de bakımı yapıldıktan sonra kullanılabilecek 9 uçağa sahip olduğu belirtilmektedir. Fakat, zaman içinde  hükümet ile aralarında ne tür bir anlaşmazlık yaşanmışsa, bu kadar geniş alanda milli servetimiz cayır cayır yanarken, bu uçakları devre dışı tutma ısrar ve inadının makul izahı yapılamamaktadır. Anlaşılması zor bir durum. Bakanlığa göre bu uçakların kullanılması mümkün değildir, bir kısmı pert olmuş; bir kısmı bakımsız ve içlerinde kuşlar yuva yapmış vs. Buna karşılık, THK’nun önceki yöneticisinin ve şimdiki atanmış Kayyum’unaçıklamaları da ilginç. Buna göre:

“ Uçak konusundaki sıkıntıların ana sebebi, uzun yıllardır bu görevi yürüten THK’nun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasıdır. Buna rağmen, 2021 yılında da artık hurda görünümünde olan bu uçaklardan 3’Ü ile, 18 Helikopter THK ortaklığındaki bir şirketten kiralanmıştır. “ Yapılan bu açıklama çerçevesinde:

  • THK’nun uçakları kiralanabilecek ve kullanılabilecek durumdadır ki kiralanmışlar ve kullanılmışlardır.
  • Yetkililerin belirttiğine göre (Betan Nogaylaroğlu) uçağın eskisi olmaz, bakımlısı – bakımsızı olur. Bu uçakların bakımı için de (THK’na atanan Kayyum’un ifadesi) 4-5 milyon dolarlık bir finansmana ihtiyaçları vardır.

O zaman milletimizin şöyle bir soru sorma hakkı doğmaz mı:

Somali’ye 30 milyon dolarlık hibede bulunan, Kanal İstanbul için milyarlarca dolarlık proje geliştiren, CB için 13 uçaklık bir filo oluşturan Türkiye 4-5 milyon dolarlık bir kaynağı bulamayacak kadar aciz mi ki, var olan bir imkan çürümeye terkediliyor?

Kiralanan 3 Rus uçağı için günlük 1.3 milyon TL ( 1 Uçak = 433 bin (net 350 bin) TL;     153 gün için ise toplam 203 milyon TL  ödenecek kira ile kaç tane uçak alınabilir.

1 Uçak = 5 milyon$         203 milyon TL: 8  = 25 milyon $       25 milyon $ = 5 Uçak  (Son teknoloji uçaklar ise 20 milyon dolar)

  • 12 gündür devam eden yangınlarda yitirdiğimiz maddi ve manevi servetimizin değeri ile 25 milyon dolar kabili kıyas olur mu?

Ülkemizde her gün bu tartışmalar yaşanırken, coğrafi açıdan üzerinde bulunduğumuz Akdeniz iklim kuşağındaki ülkelerde yangın söndürme filolarının durumuna bir bakalım:

  • YUNANİSTAN: (Kara sahasının yüzde 28’i ormanlık). 20 Uçak. (Basına yansıyan bazı bilgilere göre38 Uçak) .Ayrıca, her yıl kiralanan onlarca helikopter.
  • FRANSA: (Kara sahasının yüzde 28’i ormanlık). 26 Uçak, 10 yangın helikopteri. Ayrıca kiralananlar.
  • İSPANYA: (Kara sahasının yüzde 26’sı ormanlık). 17 Uçak. Ayrıca helikopterler.
  • İTALYA: (Kara sahasının yüzde 29’u ormanlık). 19 Uçak. Ayrıca helikopterler.
  • TÜRKİYE:( Yüzölçümünün yüzde 60’ı dağlık alan. Kara sahasının yüzde 29’u ormanlık). Manavgat yangınının başladığı günlerde 3 kiralık Uçak. 10-15 helikopter.

Bütün bu garipliklerin, kayıpların, zafiyetlerin, millet ve devlet olarak bir türlü belimizi doğrultamayışımızın temel nedenini özetlemek isterim. Diğer İslam ülkeleri de dahil olmak üzere ülkemizde, gelişmiş Batılı ülkelere nispetle:

  • Devlet yönetiminde ” Kamusal Alanduyarlılığını ve sorumluluğunu uzun zamandır kaybetmiş olmamız. Üzücü olan da bunun farkında olmayışımız veya kişisel – siyasi çıkarlar açısından bunu önemsemeyişimiz.
  • Kamusal hizmetlerin tür ve önceliklerinin belirlenmesinde, miktar ve alan tahsislerinin yapılmasında “kamusal ahlaki zafiyetin yerleşik hale gelmesi”,
  • Kamu gelirlerinin toplanmasında ve bunların harcanmasında adalete ilişkin ahlaki zafiyetin varlığı ve bu zafiyetin gittikçe irtifa kaydetmesi. Kamusal alanda disiplinin bir türlü sağlanamaması. Kamu görev, yetki ve imkanlarının haksız zenginleşme ve nüfuz aracı haline getirilmesi.
  • Kamusal alanda kamu erkinin kullanılması, kamu mallarının yönetimi ve görevlerinin ifasında emanet bilincinin vicdan ve ahlaki ölçülerinin yerleştirilememesi. Dini eğitim ve terbiye kurumları da dahil olmak üzere toplumun, her alandaki STK’ların, kamu kurum ve kuruluşlarının birkaç asırdır “kamusal ahlak” duyarlılıklarını yitirmiş olmaları.

BİR BİLEN NE KADAR GÜZEL SÖYLEMİŞ “ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT”.

Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Allaha emanet olun.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir